Yabancı yatırımcı neden banka hisselerine koşuyor?
Eklenme Tarihi : 24 Ağustos 2014
Kategori : Haberler

Alper Korkmaz/Döviz Gazetesi
alperkorkmaz@dovizgazetesi.com
Hisse senedine nasıl yatırım yapılması gerektiği bellidir ama bunlara disiplinli bir şekilde uymak çok zordur. O sebeple de hisse senetleri herkese uygun bir yatırım aracı değildir.
Türkiye’de hisse senetleri çok az temettü öder. Bir gayrimenkul gibi kullanım faydası da yoktur. Bir tahvil gibi anaparayı garanti edemez. Bireysel yatırımcı yatırım yapıyorsa orta ve uzun vadede hisse senedi fiyatının kalıcı şekilde yükseleceğini düşünüyor olmalıdır. Bu da şirketler kâr ettikçe, yeni yatırımlara giriştikçe ve büyüdükçe olur. Dolayısıyla, hisse senetleri orta/uzun vadede diğer yatırım araçlarına göre biraz daha yüksek getiri sağlayabilecek bir yatırım aracıdır.
Orta ve uzun vadeli yatırımda bile zamanlama çok önemlidir. O sebeple beklentilerin kötü, fiyatların düşük olduğu dönemler hisse senedi yatırımı için uygun zamanlardır. Hisse senedi alım tavsiyesinin yoğunlaştığı dönemlerde acele edilmemelidir. Bu olumlu beklentilerin zaten fiyatlara yansımış olması yüksek ihtimaldir. Almak kadar satmayı da bilmek gerekir. Hisse senedi yatırımının getirisi ancak ve ancak satış yapıldığında anlam ifade eder. Yatırımcı, portföy değerine uzun aralıklarla bakmalıdır.
Türkiye’de genel olarak yatırımcılar hisse senetlerini günü birlik alıp satmak için fırsat arıyor. Oysa hisse senedi yatırımları her gün yapılmaz.
Amerika’da bir yatırımcı hisse senedini iki sebeple alır. Şirket kâr payı dağıtacaktır ya da belli bir dönem içinde hisse fiyatları yükselecektir. Türkiye’de kâr payı dağıtan şirket sayısı çok azdır. Türkiye’ye yatırım yapan profesyonel yerli ve yabancı yatırımcılar tek sebeple yatırım yapmaktadır. Hisse fiyatları çok aşırı değer kaybetmez. Bu sebeple hem haftalık hem de dönemlik yatırımlar  için bir fırsattır.  Aşırı değer kaybetmeyen hisselerden çıkış kolay olmaktadır.
Türkiye’de bankaların işlem hacmi çok yüksek. Garanti Bankası’nın günlük işlem hacmi 600 milyon TL civarıdır. Ortalama işlem hacmi 100 milyon dolar üzerindedir. Garanti Bankası hissesi gibi işlem hacmi yüksek olan 5 büyük banka ve 5 holding ve üretim yapan şirket hisseleri yıl içinde ortalama hisse başı 3 TL ya da 1,5 dolar civarı fiyat aralığında işlem görmektedir.
Kriz hissedildiğinde yatırımcı çıkmak isterse en fazla %20 zarar eder. Ama ABD gibi ülkede kriz hissedildiğinde yatırımcı çıkmak isterse, %90’a varan oranlarda zarar edebilir. Kazanç tarafı da böyledir. Yatırımcı önce “ne kazanacağım?” sorusuna cevap arar. Bu sebeple bankalarımızın işlem hacmi yüksektir.
Türkiye’de yabancı yatırımcılar genelde bankalarımızı tercih ediyor. Diğer ülkelerde üretim yapan işletmeleri tercih eden yatırımcılar neden bankalarımıza yatırım yapıyor? İşte bu soruya cevap vermeye çalıştık.
Borsada işlem gören şirket hisseleri gerçekleri yansıtmıyor görüşünde olabilirsiniz. Son çeyrek içinde gelen bilançolar bu görüşteki yatırımcı sayısını artırıyor. Türkiye’nin 35.196 Milyon TL ile en değerli bankası Garanti Bankası son olarak 1.570 milyon TL kâr açıkladı.
Bir ülke ekonomisinin büyümesi için öncelikle üretimin artması gerekiyor. Üretim yapmayan bir ülkenin ayakta durması çok zordur. Fakat bu durum gelişmemiş ülkeler içindir.
Amerika, 1973 petrol krizinden sonra, üretim ekonomisinden vazgeçerek mali ekonomiye yöneldi. Rusya, 2001 sonrasında sanayi üretiminden uzaklaşarak doğalgaz ve petrol gibi değerli enerji kaynaklarına yönelik ekonomik politikalar izlemeye başladı. Almanya, ikinci dünya savaşından sonra ağır sanayide üretimi hızlandırarak üretim ekonomisine yöneldi. Çin ve Hindistan ucuz işçi sayesinde üretim ekonomilerini hızlandırdılar. Japonya ekonomisi, 1970’in ortalarından başlayarak 1973 petrol krizi ile iflas etti. Üretime dayalı ekonomi enerji sorunu ile krize girdi.
Amerika’nın mali ekonomi politikası 2008 yılında sonlandı. Gelişmiş ülkeleri incelediğimizde üretim ekonomisinin çok büyük fayda sağlamadığını görebiliriz. Türkiye’de üretim yapan binlerce şirket var. Borsada işlem gören üretim yapan şirketlerin bilançoları incelendiğinde hepsini toplasak bir banka kadar kâr edememiş olduğunu görürüz.
Haziran dönemine ait bilançolarda, Türkiye’nin en büyük bankası olan Garanti Bankası’nın değeri 36 milyar liraya yaklaşırken elde ettiği kâr 1 milyar 570 milyon’dur.
Tüpraş 868 milyon, Ereğli 777 milyon, Kardemir 200 milyon, Ford Otosan 353 milyon, Tofaş Oto 269 milyon, Vestel 125 milyon, Arçelik 292 milyon TL kâr açıkladı.
Garanti Bankası 1 milyar 570 milyon, İş Bankası 1 milyar 644 milyon, Akbank 1 milyar 544 milyon TL kâr açıkladı.
Bankalar ile imalat yapan şirketler karşılaştırıldığında bankaların daha fazla değerli ve kâr getirdiklerini tespit edebiliyoruz.
Bankaların kâr oranları geçen yıllara göre düşmüş olmasına rağmen, hâlâ en çok kâr sağlayan sektör olmaya devam ediyor. Bir üretim yapan işletmeye göre daha az iş gücü ve istihdam ile büyümeye devam etmesi yatırımcıların çelişkiye düşmesine sebep oluyor. Üretim yapan işletmelerin düşük karları ilerleyen sürede krizi tetikleyebilir mi?
Bu durum aslında üretim yapan işletmelerin sürekli sabit ve değişken giderler için borçlanmaya gittiğini gösteriyor. Faiz oranlarının kâr marjlarının altında olması işletmeler için uzun dönemli borçlanmaya sebebiyet verebiliyor. Geçtiğimiz hafta içinde Merkez Bankası tarafından açıklanan yabancı para birimleri üzerinden borçlanma oranlarının artmış olması; üretim yapan şirketlerin, kârlarını düşüren bir gerçektir.
Bankaların ise böyle bir durumu yoktur. Elbette döviz ile borçlanan bankalarımız var. Fakat bankaların döviz gelirleri mevcuttur.
Üretim yapan işletmelerinin çoğunun emtia ürünlerini  döviz ile alıp Türk Lirası ile satması bu işletmelerin kârını düşürdüğü gibi acaba işletme likidite sorununa yakalanabilir mi sorusunu sorduruyor.
Üretim yapan işletmelerin yüksek enerji fiyatları ve döviz ile borçlanmaları bu işletmelerinin kârlarını düşürdüğü bir gerçektir.
İşte bu sebeple Türkiye ekonomi politikasında, ülkeye büyük değer katan bu işletmeler için enerji fiyatlarında indirim uygulanmalı ve Merkez Bankası yapacağı faiz hamlelerinde bu işletmeleri düşünerek etmelidir.
Şayet bölgede jeopolitik riskler artar ve Fed’in dolar faizlerini yükseltmesi aynı döneme denk gelirse; üretim yapan işletmelerimiz, daha az kâr hatta zarar edebilir.
Borsada yatırımcıların banka hisselerini daha çok tercih etmesinin sebebi de budur. Yatırımcı, riskli olan borsamızda daha fazla risk almamak için banka hisselerine yöneliyor. Borsanın yükseldiği dönem içinde talebin banka hisselerine olması bankalarımızı daha değerli hale getirdi.
İşlem hacmi  ve değeri bankalara göre düşük olan üretim yapan tüm şirketlerin kârı bir banka kadar olamadığı için; yatırımcılara, “acaba üretim yapan şirketlerin karları daha da düşebilir mi?” sorusunu sorduruyor.

All material presented herein is believed to be reliable but we cannot attest to its accuracy. Opinions expressed in these reports may change without prior notice. Alper Korkmaz and/or the staffs may or may not have investments in any funds cited above as well as economic interest. Alper Korkmaz can be reached at alper@alperkorkmaz.com

Trading foreign exchange on margin carries a high level of risk, and may not be suitable for all investors. The high degree of leverage can work against you as well as for you. Before deciding to trade foreign exchange you should carefully consider your investment objectives, level of experience, and risk appetite. The possibility exists that you could sustain a loss of some or all of your initial investment and therefore you should not invest money that you cannot afford to lose. You should be aware of all the risks associated with foreign exchange trading, and seek advice from an independent financial advisor if you have any doubts. Please read full risk warning.