Suçlu Kim
Eklenme Tarihi : 5 Aralık 2013
Kategori : Denemeler, Haberler

Yaklaşık 2 haftadır basın ”kadına şiddet ” adı altında gündem oluşturdu.Sadece suçlu olan erkekler mi kadının,ailenin,toplumun,kişilerin düşüncelerin ve yaşantımızın hiç suçu yok mu?Önce kendimizi suçlu görelim. Bir kişinin değeri değer verdikleri ile anlaşılır.Para,mal,mülk,güzellik,fiziki özellik vb. bunların hepsi geçicidir.Bunlara değer veren kişinin elinden gidince artık kendini değersiz olarak düşünür.İşin aslıda budur.Paraya değer veren birinin çok paraya ulaşması kişiyi daha kötü yapabilir.Ya ulaşamaz ise bu seferde psikolojik olarak sorun yaşar.Bir kişi neyi talep ediyor ise ona mutlaka kavuşur.Zengin olmak isteyen zenginliğe giden yollarda yürür ise zengin olur.Ama zenginlik kalıcı değildir.Zengin olan birinin artık fakir olması kişiyi değersiz kılıyor ise bu kişi zamanında paraya değer vermiştir denilebilir.Yönetici olmak ,makam sahibi olmak gibi gelip geçici mevkilere göre insanlara değer verenlerin elinde bu makamları alınınca değersiz olacakları kesindir.

Yeryüzünde yaşamak için belli kurallara uymalıyız.Ben kurallara uymam benim düşüncelerim davranışlarım doğru diyebilirsiniz.Fakat birgün yanlış düşündüğünüzü kurallara uymadığınız için bekleyiniz.

Birçok şirketin iflasının tek sebebi aile içi yaşanan sorunlardır.Aile içinde yaşanan sorunların temel kaynağı kimse görevini yapmıyor.Kadın kadınlığını yapmıyor erkek başka kadınlarda kadınlık arıyor.Erkek görevlerini yapmıyor.Kadın başka erkeklerde erkeklik arıyor.

Son dönemde tüm gazetelerin aileler dağılıyor suçlu araması beni rahatsız ediyor.Suçlu olan gazetelerdir.Görsel ve yazılı basının suçu burda çok büyük.Biz Türkiye’de aile içi aldatmaları dizi –film olarak izledik.Bu diziler neden reyting rekorları kırdı?

İzlediklerimizi kendi yaşantımızda görmek mi istedik?Görünce neden suçlu aramaya başladık.Suçlu biziz…

Eskiden televizyonlar bir yere kadar idi.Şimdi sosyal medya çıktı birde…Herşey birkaç kelime ile yazmak ile başlıyor.Sonra ne oluyor?Biri mezara biri hapse giriyor

 

Neden ?Biz kurallara uymadık.Kurallara uymaz isek birgün mutlaka  okuduğumuz gazetede haber olacağız…Sonuç olarak inandığımız gibi yaşamaz isek yaşadığımız gibi inanmaya başlarız

Bu konuda bir köşe yazısı…

 

Teknoloji ilerledikçe, sosyal ve ticari hayatta tuzaklar da şekil değiştirerek artmaktadır. Bu tuzaklar birçok ticari şirketi ve şahısları iflas noktasını getirdiği gibi, sahıslar üzerinde de ahlaki yönden telafisi mümkün olmayan yaralar açmaktadır.
Bilhassa iyi niyetli insanlar herkesi kendisi gibi kabul ettikleri için, büyük zarara uğramaktatırlar. Ticari yöndeki tuzaklar daha sonra bir şeklide telafi edilmektedir. Fakat ahlaki yöndeki tuzaklar, namus ve iffetle ilgili olduğu için telafisi mümkün olmamaktadır.

Tuzağa düşen genç kadınlarımız
Bu tuzağa daha çok, genç kızlarımız ve kadınlarımız düşmektedir. Son yıllardaki, kadınlara yönelik, “Özgürlük” ,“Eşitlik”, “Kadınlar da toplumda yerini almalıdır” gibi “sokağa” yönlendirici propagandalarla genç kızlarımız ve kadınlarımızda kendi başına hareket etme alışkanlığı gelişti. Benim de aklım var, ben de doğruyu yanlışı bilirim, tehlikelerden kendimi korurum, anne-babamın, kocamın yardımına ihtiyacım yoktur… gibi yanlış ve yanlış olduğu kadar tehlikeli düşüncelere kapıldılar. Bu yanlış düşüncelerin tabii sonucu olarak da ağır bir bedel ödemektedirler. Bu bedel hayatlarına mal olmaktadır.
Halbuki anne-baba şöyle yap, şöyle yapma derken kendilerinden ziyade çocuklarını düşünmekte. Onların iyiliği için nasihat etmekte. Bu yönlendirme de yılların tecrübesine dayanmakta. Bilgisayar, internet çok faydalı bir teknoloji ürünüdür. Fakat kontrollu olarak kullanılmadığı zaman da akıllara durgunluk verecek derecede zararlı olmaktadır.
Bir cahilliğin, bir gafletin nelere mal olacağı göstermek açısından iki haber sunmak istiyorum

“Benim başıma gelmez” demeyin

“Ben 29 yaşında, 10 yıllık evli, 9 yaşında bir oğlu olan, çalışan bir kadınım. Eşim oldukça hoşgörülü bir insan ama ben onun sevgisine ihanet ettim. Sırf o görevde olduğunda benim canım sıkılmasın, oğlumuz öğrensin diye, evimize bilgisayar almıştı. O yokken, ben sık sık internete girer, bazen de chat yapardım.
Bir gün bir tavla sitesinde rakibimle konuşup, onun dünya görüşü, terbiyesi, zekası ve düşünce yapısını öğrendikçe, onu daha da çok merak etmeye başladım. Uzun bir süre yazıştıktan sonra, onu tanımak istediğimi söyledim. Benim evli bir kadın olduğumu biliyordu. İki arkadaş gibi buluşmaya başladık. Bir akşam beni lüks bir restorana davet etti. Ardından birer kahve içmek için evine gitmiştik. Evine önce de gitmiş, ters bir hareketini görmemiştim. Ama o gün çok farklı olacaktı. Kahvelerimizi içip sohbet ederken, birden evin içinde hiç tanımadığım yedi erkek peyda oldu. Bağırırsam beni öldüreceklerini söylüyorlardı. Kaçamadım. Bunların tecavüzüne uğradım. Ve o güvendiğim, saygı duyduğum adam, benim bu durumda resimlerimi çekti, kasete de aldı. Sabaha karşı bıraktılar, yüzüne tükürdüm ama ‘Aşkım, artık her çağrışımda geleceksin, sıkıysa gelme de göreyim’diye, beni tehdit etti. Şimdi bu şerefsiz adamın kölesi oldum. Kocamın ve oğlumun yüzüne bakacak halim kalmadı. Resim ile kaseti alabilmek uğruna, her çağrışında gidiyorum, bazen yalnız onunla, bazen de bulduğu erkeklerle birlikte olmak zorunda kalıyorum. Bu durumdan nasıl kurtulacağımı da bilemiyorum.” (Hürriyet, 4.6.2004)
***
“Almanya’da yaşayan Zeliha Kaste, internette “chat” (sohbet) yaparken tanıştığı İzmirli Ö.T.G.’i, tecavüzüne uğradığı, cep telefonu ve parasını aldığı, çektiği çıplak resimleriyle şantaj yaptığı iddialarıyla savcılığa şikâyet etti.
Zeliha, G.’le geçen yıl internette tanıştı. Bizzat görüşmek için İzmir’e geldi ve onunla buluştu. İkili akşam yemeğine çıktı. G. yemeğine uyku ilacı attığı genç kadını Gaziemir’deki bir eve götürdü. Gözünü Bornova’da bir parkta açan Zeliha, tecavüze uğradığını, cep telefonu, parası ve kredi kartlarının çalındığını fark etti.
Bir arkadaşının yardımıyla Almanya’ya dönen Zeliha’yı bir süre sonra telefonla arayan tecavüzcü, tecavüz sırasında çektiği çıplak fotoğraflarla tehdit ederek para istedi. Bunun üzerine, İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nda ,”Alıkoymak, ırzına geçmek, gasp” suçundan dava açıldı.” (Milliyet, 14.2.2005)
İşte kocadan, anne-babadan habersiz yapılan işin bedeli. Kimse; ne yaptığımı bilirim, benim başına böyle bir şey gelmez demesin. Dinimize, örf adetimize aykırı davranan eninde sonunda bunun bedelini acı bir şekilde öder. Tabii ki bu sadece dünyadaki cezası, ahıretteki cezası ayrı…

KAYNAK: Huzurun Kaynağı Aile – Mehmet Oruç

Kitabı buradan satın alabilirsiniz.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=90754&sa=155031726

 

Haklı mı Mutlu mu OLmak istersiniz.

 

Kadiköyde evlenip Karaköyde ayrilanlar

 

 

 

 

All material presented herein is believed to be reliable but we cannot attest to its accuracy. Opinions expressed in these reports may change without prior notice. Alper Korkmaz and/or the staffs may or may not have investments in any funds cited above as well as economic interest. Alper Korkmaz can be reached at alper@alperkorkmaz.com

Trading foreign exchange on margin carries a high level of risk, and may not be suitable for all investors. The high degree of leverage can work against you as well as for you. Before deciding to trade foreign exchange you should carefully consider your investment objectives, level of experience, and risk appetite. The possibility exists that you could sustain a loss of some or all of your initial investment and therefore you should not invest money that you cannot afford to lose. You should be aware of all the risks associated with foreign exchange trading, and seek advice from an independent financial advisor if you have any doubts. Please read full risk warning.