Stratfor Erdoğan-Putin görüşmesine ne dedi
Eklenme Tarihi : 13 Ağustos 2016
Kategori : Haberler

Kamuoyunda “gölge CIA” olarak bilinenStratfor, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin kritik dakikalarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan paylaşımları ve darbeciler lehine yönlendirmelerle dikkati çekmişti. Stratfor’da Omar Lamrani imzasıyla Türkiye-Rusya yakınlaşmasını değerlendiren bir yazı kaleme alındı. Lamrani, “Türkiye NATO üyeliğini kötüye kullanma işini fazla ileri götürmemek konusunda dikkatli olacaktır. Bu nedenle, Ankara sıra dışı önlemler alarak ABD’yi ve müttefiklerine ait güçlerin topraklarından çıkmasını isteyecek kadar ileri gitmek istemeyecektir” dedi.

 

Türkiye kargaşalı zamanlara yabancı değil. Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi, öncesinde varolan Osmanlı İmparatorluğu da yabancıların istilaları, askeri darbeler ve toplumsal çekişmeler ile dağılmıştı. Günümüzde, Türkiye bir kez daha kendisini benzer yorucu koşulların içerisinde buldu. Sınırları içerisinde ve bölgesinde önemli bir militan tehlikesiyle de yüzleşen ülke istikrarsızlık ve azalan turizm gelirlerinin ekonomiyi risk altına atmasıyla karşı karşıya. Türk ordusu büyük bir yeniden düzenleme haliyle karşı karşıya,ülke ise son zamanlarda arasını düzeltmeye başladığı güçlü Rusya’nın müttefikliğini kazanmış olan komşusu Suriye’nin düşmancıl hükümeti ile uğraşmak zorunda. Dahası, 15 Temmuz günü yaşanan kalkışma ve sonrasında gelişen hadiseler Türkiye’nin NATO ile ilişkilerini de germiş durumda.

Türkiye’nin bazı problemleri gözünüze zorlu görünebilirler, gerçekten de öyleler. Fakat Türkiye’nin boğuştuğu sorunlar geçmiş devirlerde yaşadıklarına nazaran daha soluk görünüyorlar. Tekrar tekrar, yüzleştiği sorunlara rağmen Türkiye’nin jeopolitik avantajları ve askeri geleneği onun Avrupa ve Ortadoğunun jeopolitik gelişmelerinde etkili olmaya devam etmesine neden oluyor.

COĞRAFYA ÇÖKÜŞTE ETKİLİ OLDU

 

Coğrafi özellikleri Türkiye’nin tarihinde uzun zaman önce ortaya çıkan ve günümüzdeki formunu kazanmasına neden olan belirleyici unsurdur. 1453 senesinde, Osmanlı İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu’nu mağlup ederek yerini aldığında, Asya ve Avrupa’nın dönüm noktaları olan önemli bir kavşağı da kontrolü altına almış oldu. Güçlü ordusu, sağlam bir ekonominin sağladığı süreklilik ile, bürokratik ve teknolojik bir üs oluşu; Avrupa ve Ortadoğu’da geniş bir alanı fethetmesine olanak tanıdı. Muhteşem Süleyman’ın 1566′da ölümünün ardından, Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’nın süper güçlerinden biriydi ve 1683′te Viyana kapılarına varana kadar da fetihlerinden taviz vermedi.

Her ne kadar coğrafi özellikleri Osmanlı’nın yükselişinde önemli bir rol oynamış olsa da, çöküşünde de aynı oranda etkili oldu. Uzak Doğu, Avrupa ve Amerika’da imparatorluğun kenarlarından geçen yeni ticaret yollarının keşfedilmiş olmaları, ekonomik önemini ve etkisini azaltan unsur olmuştu. Aynı zamanda, Boğazlar ve Karadeniz’deki gücü, stratejik olduğu kadar öteki imparatorlukların da ilgisini çekmişti, bilhassa Rusya gibi. Kırım savaşının da dahil olduğu 11 ayrı savaş, ikilinin arasındaki uzun soluklu düşmanlığı daha da güçlendirmişti.

Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesi ile Türkiye’nin 1919-1923 arasındaki Kurtuluş Savaşı arasında, tarihinin en kasvetli dönemine katlanmak zorunda kaldı, bağımsızlığına dair büyük endişeler neticesinde hayatta kaldı. Halen ülke galip durumda: boğuştuğu bağımsızlık mücadelesinin galip gelerek Türkiye Cumhuriyetiğ kurulduğunda ülke de uçurumun kenarından dönmüştü. Yine de Türkler imparatorluğu kaybetmişler, boğazlardaki stratejik pozisyonları yitirilmiş, Anadolu’nun kalbinde doğudaki etkileri azalmıştı.

2. DÜNYA SAVAŞINDAKİ DURUM

II. Dünya Savaşı yıllarında, ülkenin konumu, büyük ordusu ile birlikte (zırhlı araçların eksikliğine rağmen), hem mihver hem de müttefik kuvvetlerin kendi yanlarında yeralmalarını istemelerine neden olmuştu. Mihver güçler 1941′de Rusya’yı işgal etmeye başladıklarında, Türk ordusu – Rusya’nın yıllık petrol ihtiyacının %90′ını karşılayan petrol kuyularına yakın bir konumda pozisyon almış – ülkenin yıkıcı bir fırtına ile başetmesine yardımcı olmuştu. Bunun dışında Türkiye, müttefiklerin Ortadoğu’da ilgi odakları olan noktalara saldıran mihver devletlere engel de oldu. O zamanlar Almanya’nın desteği ile cereyan eden başkaldırılar karşısında Milletler Cemiyeti güçleri oldukça zayıf düşmüşlerdi.

Müttefikler ise Türklere kur yapmak için oldukça hevesli bir noktadalardı. Ankara’nın işbirliği Moskova’ya destek göndermeyi kolaylaştırmış ve Alman ordusunun Rusya’yı işgalini imkansız hale getirmişti. Winston Churchill, İngiliz generaline emir verirken, Türklerin yardımını almak konusunda oldukça istekliydi. Archibald Wavell birliklerini Libya’dan çekmiş, büyük başarı kazandığı saldırgan İtalyanlara karşı savunma yapmak için 1941′in 12 Şubat günü Yunanistan’a gişrmişti. Churchill’e göre Yunanistan’a giren Alman güçlerinin ilerleyişlerini bir süre olsun durdurmak için Türkiye en uygun konumdaydı, fakat tüm bunlar bir hesap hatasından ibaretti. Mihver devletler bu esnada Kuzey Afrika’da bulunan güçlerine takviye yapmak için zaman kazanmışlardı. Türkiye muhtemelen I. Dünya Savaşı’ndan gereken dersleri almış, savaşın kaderi belirgenleşene kadar yerinden kıpırdamamış, sonrasında ise müttefik kuvvetlerden yana taraf olmuştu.

ANKARA’NIN SEÇİMİ YETERİNCE AÇIK

İkinci savaşın hemen ardından gelen yıllarda, boğazlar meselesi Türkiye ile Rusya arasındaki gerilimi tekrar arttırdı. Sovyetler Birliği Türkiye’ye boğazlardan serbest geçiş hakkı almak için baskı yapmaya başladı, fakat bu baskılar istemsizce bazı sonuçlar doğurdu. Rusya’nın uzun süredir imrendiği boğazların kontrolünün yanında ard arda yaşanan savaşlar Türkiye’nin zararına olmuştu, bu esnada NATO, Sovyetler’in Akdeniz ve Ortadoğu’ya ulaşımında Türkiye’nin engel teşkil edebileceğini görmüş ve ABD ile İngiltere Türkiye’nin yönelmesi bakımından uygun görülen güçler olarak öne çıkmışlardı. 1947-48 yıllarında Amerika Truman Doktrini’ni uygulamaya sokarak Türklere önemli boyutta yardım ve destek vermeye başlamıştı.

Rusya’nın davranışları ve Türk topraklarına uzun süredir gösterdiği yakın alakanın ışığında, Ankara’nın seçimi yeterince açıktı. Türkiye 1952 senesinde kuruluşunun üzerinden sadece üç sene geçmiş olan NATO’ya katıldı. Soğuk Savaş’ın ardından, yaşanan tüm o krizler ve istikrarsızlık süreçlerinde, ki bunlara bir dizi darbe ve Kıbrıs’a asker çıkararak öteki bir NATO üyesi ülke olan Yunanistan ile sorun yaşamak da dahil, Türkiye blok içerisindeki kritik konumunu korumayı başardı.

TÜRKİYE’NİN NATO’DAKİ ROLÜ ÖNEMLİ

Şimdilerde Türkiye istikrarsızlık tahtına yeniden oturmuş vaziyette. Uzun süredir devam eden ve bir süre kesildikten sonra üç yıl önce yeniden başlayan PKK ile yaşanan çatışma en civcivli zamanını yaşıyor. Pkk ile süren çatışma ve darbe kalkışması arasında Türkiye tüm dikkatini içişlerine vermiş vaziyette. Bu arada sınırlarındaki tehditlerin artması ülkenin iç meselelerini de kabartıyor. Bu problemler Türkiye’nin gelecek yıllarını etkileyecek gibi görünüyor, bununla birlikte bölgedeki stratejik önemini de korumaya devam edecektir.

Son yaşanan darbe kalkışmasından itibaren, Türk hükümeti batıyı hedef alan bir tutum içerisinde, daha ziyade Almanya ve ABD’yi kalkışmanın içinde olmakla suçluyorlar, (1980 darbesi gibi, ABD’ye Türkiye’nin içişlerine karışma hakkı verdiği düşünülürse, önesürülen paranoyak yaklaşımlar anlaşılır olacaktır.) Gerilime karşın, NATO’nun Türkiye’ye duyduğu ilgi yakın zamanda azalmayacaktır. Soğuk Savaş yılları boyunca ortaya çıkan pek çok kriz ve Sovyetler Birliği korkusu NATO’nun Türkiye’ye destek vermesine neden olmuştu, NATO’nun Rusya ile son zamanlarda yaşadığı sürtüşme ise, Türkiye’nin birlik içerisindeki önemini daha fazla sağlamlaştırıyor. Doğrusu, Kırım meselesinin ardından Rusya Karadeniz’de bulunan varlığını güçlendirmişti, Soğuk savaşın sona ermesinden itibaren Türkiye’nin NATO’da bulunan varlığı hiç bu kadar önemli olmamıştı. Ve ABD için, İslam Devleti’ne karşı sürdürdüğü hava saldırılarında Türkiye kritik bir öneme sahip. Pek çok harekatın Suriye’nin kuzeyine ve Irak’a odaklandığı bir noktada Türkiye’nin hava üsleri hayati bir önem teşkil ediyor.

O KADAR İLERİ GİTMEZ

Çatışmaların içerisine çekilir ve çevrelenirken, NATO üyeliğinin güvenceye alınması Türkiye’yi rahatlatır. Her şeyin ardından, birlikle varolan ilişkisi, gayret gösterdiği gibi Moskova’yla arasını düzeltmeye de yarabilir. (Bu maksatla, Cumhurbaşkanı Erdoğan 9 Ağustos günü Putin ile bir görüşme gerçekleştirdi.) Bundan başka, Suriye konusunda anlaşabilirlerse, belki Türkiye Moskova’dan yana irade kullanarak NATO’nun Karadeniz’deki girişimlerini engellemeyi de başarabilir. Öyle olsa bile, ne kadar etkili olabildiğinin sınırlarını görmeye yarayacaktır, Türkiye NATO üyeliğini kötüye kullanma işini fazla ileri götürmemek konusunda dikkatli olacaktır. Bu nedenle, Ankara sıra dışı önlemler alarak ABD’yi ve müttefiklerine ait güçlerin topraklarından çıkmasını isteyecek kadar ileri gitmek istemeyecektir.

Darbe girişmi Türkiye’nin mevcut sorunlarını daha da kızıştırdı, bilhassa ilgisinin odağında olan iç meseleleri konularında. Ankara için darbe kötü bir zamanda geldi, içerideki isyancılar ve dışarıdan saldıran militanların varlığı esnasında ordusu dağıldı. Yine de, tarihin gösterdiği gibi, Türkiye’de yapılan hataların azaltılması için bir sebep olabilir. Gerçi Ankara bir süre için kısa vadede yaşadıkları sıkıntılar ile şaşkına dönmüş olabilir, coğrafi avantajları ise dünya için varolan önemlerini sürdürmelerini sağlayacaktır.

Omar Lamrani – Stratfor

Çeviri: Şıvan Okçuoğlu

Odatv.com

 

 

Perhaps nothing epitomizes the cozier relationship between Russia and Turkey better than the lunch Turkish President Recep Tayyip Erdogan and Russian President Vladimir Putin had from plates painted with a picture of the two shaking hands — but potential joint strikes on the Islamic State come close. On Thursday, Turkey and Russia began meetings in St. Petersburg focused specifically on how to address the Syrian conflict under the framework of a “trilateral mechanism” involving Damascus. Iran, too, is trying to get in on the action. Iranian Foreign Minister Javad Zarif is expected to meet with his Turkish counterpart and Erdogan on Aug. 12 in Ankara, and rumors are circulating that the dialogue between Iran, Russia and Turkey could soon expand to also directly include Syria.

For Damascus and its allies, the possibility of striking a bargain with Turkey on the Syrian civil war is a golden opportunity. Turkey plays a pivotal role in supplying the rebels fighting the al Assad government. Without Turkey’s support, the rebels — who recently lost ground in the south and have shifted their focus decidedly to the north and the city of Aleppo — would be much weaker in the face of the Iranian- and Russian-backed loyalist offensives already wearing them down. As part of a deal with the Syrian government, Turkey could not only stop helping the rebels, but because of its location it could also halt the flow of other rebel aid from Qatar and Saudi Arabia. In fact, if Damascus were able to convince the Turkish government to change its policy on Syria, it would be tantamount to ensuring victory. This kind of swap on Turkey’s part, however, is highly unlikely.

What is a Geopolitical Diary?

But even if Turkey will not abandon support of the Syrian rebels, it may engage with Iran and Russia on shared goals, including containing the Islamic State and Kurdish rebels. Given the international and domestic forces working against the Turkish government right now, it makes sense for Turkey to set aside its differences with Russia and Iran over some aspects of the Syrian conflict so as to collaborate where they have shared interests. For example, Turkey, like Russia, already has considerable economic links with Iran: On Aug. 10, Turkey’s customs minister announced that since sanctions against Iran were lifted in January there has been a 30 percent increase in trade between the two countries. Both would like to continue fostering those ties.

Playing Syria

Even though Turkey will not completely abandon the rebels or its agenda of expanding Sunni influence in Syria, it may change its strategy in the country to appease Iran and Russia. Erdogan has only to look to Putin for guidance: Russia portrayed itself as a pragmatic actor in negotiations with the United States even as it primarily targeted U.S.-backed rebel forces in Syria. Similarly, the Turks can work to strike bargains with the Russians and Iranians without ceasing their support for the rebels. In fact, if those bargains helped Turkey gain greater access to the Syrian battlefield, Ankara could deploy its air force in northern Syria against the Islamic State and the Kurdish People’s Protection Units (YPG).

Turkey could very likely make concessions to Iran and Russia on Syria. Turkish Foreign Minister Mevlut Cavusoglu has said that no Syrian solution is possible without Russian support and that negotiations on Syria should start with areas of common ground. Furthermore, Turkey has indicated that it is willing to reconsider its opposition to Russian strikes in Syria if they target only the more extreme rebels. Turkey’s recent closure of the Bab al-Hawa border crossing, even if temporary, could be a Turkish concession already made to Russia. And, of course, if any agreement can be reached, the Islamic State is the common stated target. The visions of each power will become clearer in Syria as the task of defeating that common enemy nears completion.

In any negotiation, all parties involved will try to promote their own interests. In reconciling with Russia, Turkey wants to clear the obstacles in northern Syria preventing it from targeting the Islamic State and Kurdish militias and to boost its economy. By proposing to wage joint strikes with Russia against the Islamic State, Turkey wants to reduce the risk of reprisal from Russia for its action in Syria. Russia, though, is determined to maintain tight control over the Syrian battlefield. Russia (and Iran) also, however, could benefit from aligning with Turkey — a U.S. ally and NATO member — to make it appear as though the United States is the lone irrational outlier in Syria. Russia’s interests, therefore, seem to contradict one another. However Russia responds to Turkey’s proposals, it will help determine the trajectory of the Syrian conflict.

Iranian Arbitration

Equally important will be the rumored meetings scheduled between the Turkish and Syrian governments facilitated by Iran. Though Turkey is highly unlikely to ever support Syrian President Bashar al Assad, it could decide to talk directly with al Assad or support a transition government that includes him. For Iran, supporting al Assad has been a critical part of its regional strategy, and it is in Iran’s interests to maintain that relationship. One thing — and possibly the only thing — Turkey and Syria can agree on, however, is opposition to the YPG.

It might seem that with Turkey’s new willingness to negotiate, anything is possible, but Turkey also must be careful that its diplomacy with Russia and Iran does not backfire. If Turkey becomes too friendly with either country, its relationship with its Syrian rebel proxies could crumble. In fact, some rebel groups have already distanced themselves from Ankara. Even more critical is the potential damage to Turkey’s already tense relationship with the United States and its other NATO partners. Turkey’s membership in NATO is crucial for both Ankara and the alliance, and Turkey will undoubtedly be careful in how it develops its new relationships with Russia and Iran, two NATO foes.

Ultimately, though, Turkey is not completely defying the United States by becoming more friendly with the regional allies traditionally seen to oppose Washington. The United States itself is considering expanding its cooperation with Russia. For a conflict as complicated and intractable as that in Syria, it only makes sense that the countries involved explore their options for tactical compromises, even if their strategic interests remain fundamentally opposed.

All material presented herein is believed to be reliable but we cannot attest to its accuracy. Opinions expressed in these reports may change without prior notice. Alper Korkmaz and/or the staffs may or may not have investments in any funds cited above as well as economic interest. Alper Korkmaz can be reached at alper@alperkorkmaz.com

Trading foreign exchange on margin carries a high level of risk, and may not be suitable for all investors. The high degree of leverage can work against you as well as for you. Before deciding to trade foreign exchange you should carefully consider your investment objectives, level of experience, and risk appetite. The possibility exists that you could sustain a loss of some or all of your initial investment and therefore you should not invest money that you cannot afford to lose. You should be aware of all the risks associated with foreign exchange trading, and seek advice from an independent financial advisor if you have any doubts. Please read full risk warning.