“Gölge CIA”in kurucusu 15 Temmuz için ne söyledi
Eklenme Tarihi : 6 Ağustos 2016
Kategori : Günlük Analiz

1996 yılında ünlü strateji uzmanı ve siyaset bilimci George Friedman tarafından kurulan Stratfor’un kurucu ismi Friedman 15 Temmuz darbe girişimini Business Insider’a değerlendiren bir yazı kaleme aldı.

Kamuoyunda “gölge CIA” olarak bilinen Stratfor, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin kritik dakikalarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan paylaşımları ve darbeciler lehine yönlendirmelerle dikkati çekmişti. 1996 yılında ünlü strateji uzmanı ve siyaset bilimci George Friedman tarafından kurulan Stratfor’un kurucu ismi Friedman 15 Temmuz darbe girişimini Business Insider’a değerlendiren bir yazı kaleme aldı. Yazıda “bu yaşananlar Türkiye’nin bölgesel anlamda ilgisini çeken konulara müdahil olma gücünü arttıracaktır” satırları dikkat çekti.

Kitabım The Nexy 100 Years -Gelecek 100 Yıl’-da Türkiye’nin büyük bir bölgesel güç olacağını belirtmiştim. Son gelişmeler bunun aksini göstermiş olabilir. Fakat aslında yaşananlar sözlerimi doğruluyor.

Bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmak bir ulusa büyük bir baskı uyguladı. Harici değişikliklerin gerçekliği dahili değişikliklerin yolunda olmasının nedeni. Türkiye hakkında gördüğümüz şu: çeşitli vizyonlara sahip farklı grupların çatışması, bir grubun darbesi, ve şimdi, bir diktatörlük.

Artan küresel gücün kaynağı içerideki büyük güç. Fakat aynı zamanda dahili sistemi geri besleyen de bir güç. Bu sosyal ve sorunlu politik hatlar üzerinde gerginlik yaşatıyor.

Tarihin her esnasında benzer örnekler görüyoruz.

Meksika-ABD savaşı Birleşmiş Milletler’i Kuzey Amerika’da bölgesel bir güç haline getirdi. Savaş aynı zamanda sanayileşmenin ilk yıllarında itici bir güç olmuştu. Tren yolları, telegrafla iletişim, hidrokarbonun çeşitli formları ile çalışan çeşitli imalathanelerin doğayı ve ticareti değiştirmeye başlaması. Kuzey kendi ekonomik ve sosyal evrimini geçirmişti. Fakat, Güney sömürge üzerine kurulu ekonomisini ve sosyal hayatını korumak istiyordu. Bu ayrım İç Savaş’ın çıkmasında etkili olmuştu.

Bazı düşüncelere göre savaş ABD’nin bölgesel güç statüsüne yükselmesi neticesinde bitmişti. Fakat bu görüş hatalıydı. 1865′ten sonra, ABD kendi ekonomik ve küresel gücünü arttırmıştı.

Trajik olduğu halde, İç Savaş ABD’nin yönünü değiştirmemişti. Aksine, harekete hazır haldeydi ve mekanizeleşen toplumun yeni gerçekleri ile uğraşabilmek için yeni bir küresel güç yapısı yapmıştı. ABD’nin yükselişi, üzerinde olduğu kıtayı etkilemesi sosyal dokuyu

Japonya’nın 19.yy’ın sonlarında sanayileşerek büyük bir güç haline gelmesi de göz önünde bulundurulmalı. Japonya’nın Rusya yenilgisinin ardından, sosyal yapısı epeyce durgun olmasına rağmen ekonomisi hızla evrim geçirmişti. Bu ise liberal zihniyetli ‘business class’ ve toplumsal muhafazakar ordu arasında gerilimi arttırmıştı.

Bölgesel ve ekonomik güç olacağı rolüne adapte olurken Japonya istikrarsızlık içerisindeydi. Bu durumu askeri diktatörlük dönemi takip etti.

TÜRKİYE 3 BÜYÜK STRES YAŞADI

1990′ların sonlarından itibaren, Türkiye üç büyük stres yaşadı.

İlki, ekonomisinin kötü olduğu bir dönemden geçti. Bu mevcut elitler ile ekonomik gücün yeni merkezleri arasındaki gerilimin nedeni.

Politik çekişmeyi de arttırdı. Bir tarafta, ihracata ve AB pazarına erişeme dayalı yeni bir ekonomik düzen. Öte yanda, kendisini korumaya çalışan eski ve daha az devingen olabilen bir sistem.

İkinci olarak, İslam’ın politika üzerindeki rolü meselesi vardı. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’yi laik toplum anlayışı üzerine inşa etmişti. Fakat 2002 senesinde, bölgesel dinamikler değişti. Dindar Müslümanlar kendilerini ileri sürerlerken daha fazla güç kazanmışlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisi, AKP, Müslüman toplum için bir temsilci gibi çalışmıştı. Ordunun bir zamanlar laisizmi korumak için anayasal sorumluluk altında olması (Türkiye böyle bir duruma tanık olduğum yegane ülke), askerlerin kendilerini AKP ile karşı karşıya bulmalarına neden oldu.

Üçüncüsü, ekonomik gücü ile birlikte Türkiye’nin bölgesel politik iklimin zorlukları da artıyordu. Bu durum Türkiye’yi bölgesel karışıklıkların içerisine sürükledi. AKP ilgisini sınırlamaya çalıştı, fakat bu durum ABD ve öteki uluslarla arasında gerilim yaptı. Suriye, Irak, Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz, Türkiye’nin her birinde başı derde girdi.

AKP ve ordu arasında mevcut bir gerilim var. Eski ve yeni zenginler ile İstanbul’un laikleri ile Anadolu’nun muhafazakarları arasında da çeşitli gerilimler bulunuyor.

Müslüman toplumun kendisine daha fazla güvenmesi ile birlikte, askeri laisizmi sürdürmenin daha fazla yolu kalmadı. Buna rağmen halen ordu Türk politikasının bir parçasıdır, ve subayları kendilerine laisizme adamışlardır.

Türkiye artık dindar Müslümanlar için de bir yer açtı. Eski Avrupa yanlısı elitler ve Avrupa’dan kuşku duyan ortaya yeni çıkan güç arasındaki gerilim artıyordu.

Türkiye aynı zamanda bölgesel gücünü de yönetmeye başlamıştı. Atılan ilk adım ABD ile arasındaki ilişkiyi tekrar tanımlayacaktı. Ordu, ABD yanlısıydı, Erdoğan ise Amerika’nın bölgedeki ajandası ile çatışmak istemiyordu.

Harici baskılar ve içerideki sosyal değişim istikrarsız bir durum oluşturdu. Türkiye’nin politik içeriğinin uçucu karışımı patlayıcı bir etkiye neden oldu.

ŞİMDİYE KADAR İÇ ZAVAŞ ÇIKMADI

İç savaş çıkmadı, en azından şimdiye kadar, ve asker kendi diktatörlüğünü dayatacak güçte değildi. Fakat yeni gerçekler bu tip bir durumla uğraşmayı gerektirdi.

Pek çok kimse bu kalkışmanın gerçek ya da Erdoğan tarafından sahnelenmiş bir oyun olup olmadığını soruyor. Oldukça ilginç bir soru. Gerçek şudur ki her şekilde, bir diktatörlük ortaya çıktı ve devleti OHAL konumuna getirdi.

Erdoğan şu anda muhalifleri üzerinde büyük bir temizlik hareketini yönetiyor. Hem de bu muhalifler ordunun içerisinde olmalarına rağmen. Türk toplumu bu anlamda dönüşüm geçiriyor.

OHAL yasal olarak üç ay sürebilir fakat artabilir de. Ya da yeni kanunlar aracılığı ile diktatörlüğe geçmeyi haklı çıkarmak üzere kullanılabilir.

Sürecin sonuna gelindiğinde diktatörlüğe ihtiyaç da olmayacaktır. Erdoğan kendisine muhalif olan kesimi bütünüyle haklamış olacak. Bu konunun Erdoğan ile ilgili olduğunu düşünmek hiç de zor değil. Fakat bu bir hata olabilir.

Gördüğümüz şey başarıyla gerçekleştirilmiş pek çok şeyden kaynaklanan büyük baskı altında çırpınan bir sistem.

ABD İç Savaş ve Japon militarizmi gösteriyor ki, bu kasılmalar uzun süren etkilerdir.

Fakat mesele bir şeyin doğru ya da yanlış olup olmadığında değil.

Atatürk’ün kurduğu devlet uzun soluklu olamadı. 1920′lerin Avrupa yanlısı laisizmi artık zayıfladı.

Ekonomik patlama elitlerin kapalı alanlarına yeni oyuncular soktu. Ordu Türk siyasi hayatının denetmeni rolünü daha fazla oynayamaz oldu. Bu günlerde bir bitiş yaşanıyor, fakat pek de sessiz bir son değil. Erdoğan şimdilerde geçmişin cenazesini kaldırmaya çalışıyor.

Fakat Türk toplumu bu gelişmeleri bir hata olarak görmüyor, bölgesel güç olmalarına engel de olacak gibi görünmüyor. Bilakis bu yaşananlar Türkiye’nin bölgesel anlamda ilgisini çeken konulara müdahil olma gücünü arttıracaktır.

 

Source

All material presented herein is believed to be reliable but we cannot attest to its accuracy. Opinions expressed in these reports may change without prior notice. Alper Korkmaz and/or the staffs may or may not have investments in any funds cited above as well as economic interest. Alper Korkmaz can be reached at alper@alperkorkmaz.com

Trading foreign exchange on margin carries a high level of risk, and may not be suitable for all investors. The high degree of leverage can work against you as well as for you. Before deciding to trade foreign exchange you should carefully consider your investment objectives, level of experience, and risk appetite. The possibility exists that you could sustain a loss of some or all of your initial investment and therefore you should not invest money that you cannot afford to lose. You should be aware of all the risks associated with foreign exchange trading, and seek advice from an independent financial advisor if you have any doubts. Please read full risk warning.